Acaba kendisi bunları biliyor muydu?
1 Ocak 2011
Hemşirelik eğitimi, hemşireliğin rol ve işlevlerindeki değişimleri ve gelişimleri etkilerken, aynı zamanda bu değişimlerden de etkilenmektedir. Geleneksel hemşirelik eğitiminde izlenen tıp bilimine, hastalıkların tedavisine, rutin hemşirelik işlevlerine odaklaşan medikal model yerini giderek hemşireliğin kendine özgü, bilgi birikimine dayalı hemşirelik felsefesine sahip olan hemşirelik modellerine bırakmaktadır (Karadağ ve Uçan,2006).
Hemşirelik eğitimi felsefesi geliştirmede ilk adım, yaşam felsefesini saptamaktadır. Eğitim felsefesi daima yaşam felsefesi üzerine kurulur. Hemşirelik eğitiminin felsefesi hemşirelik öğrencisinin ahlaksal, entelektüel, duygusal ve fiziksel bütünlüğünü geliştirici yönde olmalıdır. Hemşirelik insan sevgisinden teşvik gören bir fedakarlık ve feragat mesleği olarak yorumlanabilir (Heidgerken,bt).
Hemşirelik eğitim felsefesini irdelemeden önce, öncelikli olarak felsefe, eğitim, insan, öğretim, öğrenimin ne olduğunu açıklamak gerekmektedir.
Türk Dil Kurumuna göre, insan yeteneklerinin, özellikle ahlak yetilerinin geliştirilmesi için ona yön ve biçim verilmesi; bu yolda yapılan bilinçli ya da bilinçsiz etkilerin tümü olarak tanımlanan eğitim, pek çok düşünür ve eğitimci tarafından değişik biçimlerde tanımlanmıştır.
Bazı düşünürler eğitimi “kültürlenme süreci”, bazıları ise “kasıtlı kültürleme süreci” olarak ele almıştır. Son zamanlarda “genetik mühendisliğindeki” gelişmelerden hareketle eğitim, çevre ayarlaması yoluyla kişinin beyninde istendik biyo-kimyasal değişmeler oluşturma süreci biçiminde ele alınabilir (Sönmez, 2008).
Kültür; bir toplumun üyesi olarak insanın kazandığı bilgi, inanç, gelenek, sanatsal faaliyet, hukuk, ahlaki değerler ile diğer yetenek ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür. Bireyin içinde yaşadığı kültürdeki özellikleri kazanmasına kültürlenme denir (Sönmez ve diğ. 2008).
Eğitim, en genel anlamıyla, belli amaçlara göre davranış değiştirme süreci olarak tanımlanmaktadır.(Sönmez ve diğ. 2008).Eğitim süreci, çok boyutludur, süreklidir, yaşam boyu devam eder, yaşantılarla kazanılır.
Eğitim nasıl tanımlanırsa tanımlansın, temelinde şu özellikler bulunur;
1- Nesne (obje) olarak insanın alınması,
2- İnsanın halihazırdaki durumunun yetersiz kabul edilmesi,
3- İnsanın istendik yönde değiştirilmesi,
4- Bu iş için çevrenin ayarlanması, yani tutarlı, etkin araç, gereç, strateji, yöntem, teknik vb. gibi uyarıcıların devreye sokulması,
5- İnsanın istendik davranışları (hedefleri) kazanıp kazanmadığının yoklanması gerekir (Sönmez,2008).
Eğitimin, toplumsal, siyasal, ekonomik ve bireyi geliştirme işlevleri bulunmaktadır.
Eğitim, bireyin yaşadığı toplumda yeteneğini, tutumlarını ve olumlu değerdeki diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçler toplamıdır. Eğitimin siyaset, ekonomi, din, aile, serbest zaman gibi toplumsal kurumlarla ilişkileri bulunmaktadır. Çocuk, ilk toplumsal davranışları, aile üyeleri ile etkileşim kurarak, onları taklit ederek öğrenir. Aile örgün eğitime başlama yaşına kadar çocuğun eğitimin, toplumsallaşmasını aile içinde sağlar. Çocuk ilk dinsel bilgileri de ailede alır. Ülkemizde din eğitimi örgün eğitim içinde de yer alır. Serbest zaman eğitimi, bireyin serbest zamanını akıllı bir biçimde değerlendirmesi eğitimidir. Kültürün hem aktarılması ve hem de geliştirilmesi yönünden tıpkı genel eğitim gibi, serbest eğitimin de rolü vardır.
Eğitim, mevcut siyasal düzene sadık, bağlı vatandaşlar ve siyasi önderler yetiştirir. Her toplumda devlet yönetimini üstlenen siyasal kurumlar, eğitim aracılığıyla toplumdaki bireylere kendi siyasal ideolojilerini benimseterek mevcut düzeni koruyan ve milli bütünleşmeye katkıda bulunan vatandaşlar yetiştirmeye çalışır.
Eğitimle, ekonominin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatılmış insan gücünün yetiştirilmesi ve gerekli teknolojiyi üretmeyi üstlenmesi beklenmektedir. Toplumların ekonomik etkinlikleri ve bununla ilişkili etkinlikleri gerçekleştirecek insan gücünün niteliğinin değişmesi, eğitim kurumlarının gelişmesi ve değişmesine yol açmıştır. Eğitim kurumları da, yetiştirdiği insan gücü ile teknolojinin ve ekonominin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Her toplumda çeşitli yeteneklerden oluşan bir yetenek birikintisi vardır. İşte eğitim kurumları, çeşitli yeteneklerdeki bu çocukları hangi yetenekleri varsa onlara göre seçer ve onları ilgi duydukları ve yetenekli oldukları alanlara yöneltir (Sönmez ve diğ.2004).
Eğitim her yerde, ancak öğretme/öğretim daha çok okulda yapılmaktadır. Öğretme/öğretim, davranış değişikliğinin okulda planlı ve programlı bir şekilde yapılması sürecidir (Demirel,2008). Öğretme/öğretim, öğretmen tarafından hedeflenen davranışları öğrenciye kazandırmak için, seçilmiş yaşantıları (öğrenim görevlerini) sunma sürecidir (Başaran, 2007).
Okullar belli düzeylerde kümelendirildiğinde, bir öğretim basamağı oluşturulur. Böylece, okulöncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim basamakları ortaya çıkar. Bunlar örgün eğitimdir. Bu basamaklar dışında kalan yaygın eğitim ve hizmet içi eğitim kuruluşları da insanlara yaşam boyu eğitim olanakları sunar.
Yaygın eğitim, örgün eğitimin herhangi bir okulunda okumamış, bu okulların herhangi birini bırakmış ya da bitirmiş insanlara, eğitim programları uygulamak üzere oluşturulmuştur. Hizmet içi eğitim, sürekli artan bilimsel bilgiler, hızlı gelişen teknoloji, durmadan değişen toplum ve çevre yüzünden, iş görenlerin mesleğini sürdürmesi için zorunlu olmaktadır. Örgün eğitimle, meslek arasında işlevsel bir bağ kurmak için geliştirilen düzenlemeye dönüşlü eğitim denir. Dönüşlü eğitimde, bir mesleği örgün eğitim içinde öğrendikten sonra, bireyin mesleğini yaparken belli aralıklarla yeniden örgün eğitime dönüp belli bir süre yenilikleri öğrenmesi amaçlanır (Başaran, 2007).
Öğrenme/öğrenim, yaşantı ürünü ve az çok, kalıcı izli davranış değişikliğidir (Demirel, 2008). Öğrenme/öğrenim niteliğindeki değişmeler bilişsel, duyuşsal ve psiko-motor olmak üzere üç türlü olabilir.
Hemşirelik eğitiminde öğrenme kuramlarından yararlanılmaktadır. Kuram sözcüğü, Latin dilindeki “görüş” sözcüğünden türemiştir. Kuramlar akılcı, entelektüel ve gerçekleri ortaya çıkarmada rehberdir. Bu entelektüel süreç, ilişkilerin karşılaştırılması, denenmesi ve açıklanmasını içerir. Kuramlar aynı zamanda, açıklayıcı ve önceden belirleyici olan bir olguya sistematik bir görüş getiren kavramların bir takım halinde birbirleriyle ilişkileri olarak düşünülebilir (Velioğlu,1999).
Türk Dil Kurumu’na göre kuram; 1. Uygulamalardan bağımsız olarak ele alınan soyut bilgi. 2. Belirli bir konudaki düşüncelerin, görüşlerin bütünü. 3. Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü, nazariye, teori olarak tanımlanmaktadır
Öğrenmeyle ilgili temel kuramlar;
1- Davranışçı Kuramlar; Bu kurama göre, şartlanma davranışı ve istenen tepkiyi yaratmak için çevreyi değiştirmek gerekir.
—Klasik koşullanma; Ivan Pavlov’un hayvanlar üzerinde yaptığı deneylerden sonra, öğrenme literatürüne girmiştir. Öğrenmeyi, davranış ve davranışı meydana getiren uyarıcılar arasında kurulan çağrışımlarla açıklamaya çalışırlar.
—Edimsel Koşullama; Bilinçli ve kasıtlı hareketlerimizle ilgilidir. Thorndike’ göre öğrenme ne kadar tekrar edilirse o kadar güçlenir. Davranışların sonuçlarına bakarak yeni davranışlar kazanma sürecidir. Skinner’ın geliştirdiği edimsel koşullamada temel ilke; pekiştirmeyle izlenen davranışlar tekrarlanma eğilimindedir. Ceza davranışı durdurur, ancak yok etmez; etkisi ortadan kalktığında istenmeyen davranış tekrar görülü.
—Gözlem Yoluyla Öğrenme; Bandura öğrenmenin, içinde bulunulan koşullara uyularak gerçekleşeceğini belirtir. Birey gerek kendi davranışlarını, gerekse başkalarının davranışlarının sonuçlarını gözleyerek etkili bir şekilde öğrenir.
Davranışçı yaklaşımda öğrenmenin olabilmesi için uygulama yeterince tekrar edilmelidir (Taşocak,2007). Örneğin; hemşirelik öğrencileri enjeksiyon uygulamasını öğrenmek için önce maket üzerinde uygulamalar yaparlar ve öğreninceye kadar tekrarlarlar.
2-Bilişsel Alan Kuramları; Bu kurama göre, öğrenmenin çevremizdeki olay ve durumlara anlam verme girişimlerimiz sonucunda oluşur ve bu amaçla sahip olduğumuz bütün zihinsel araçları kullanırız.
—Bilişsel Gelişim; Değişik yaşlardaki çocukların ve yetişkinlerin dünyaları birbirinden farklıdır. Piaget’ye göre bilişsel gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucudur. Bilişsel gelişim alt düzeydeki bir dengeden üst düzeydeki bir dengeye ilerleme sürecidir. Piaget’ye göre, farklı kültürlere göre farklı yaşlarda geçmelerine rağmen her çocuğun geçirmesi gereken dört bilişsel gelişim dönemi vardır. Bunlar; duyusal-motor, işlem öncesi, somut işlemler ve soyut işlemler dönemleridir(Sönmez ve diğ. 2008).
—Bilgiyi İşleme Kuramı; (Allen Nevell, Hebert A. Simon, Gagne ve Briggs). Bilginin nasıl alındığını, yeni bilginin nasıl organize edildiği, bilginin nasıl depolandığı ve daha sonra nasıl hatırlandığını cevaplamaya çalışmaktır.
—Gestalt Kuramı; (Max Wertheimer, W. Köhler, K. Kofka, Ausubel). Kurama göre, bütün parçaların toplamından daha fazladır ve birey, bütünü parçalara ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. Öğrenme, sorunun temeline ilişkindir, bütününe göre açıklanmalıdır. (Demirel,2007). Gestalt psikolojiye göre öğrenme, ezberleyerek değil anlayarak, kavrayarak, çözüm üreterek gerçekleştirilmelidir (Sönmez ve diğ. 2008).
Eğitim programlarının amaçlarının belirlenmesinden değerlendirme sonuçlarına kadar sürecin tüm aşamalarına İdealizm, Realizm, Pragmatizm ve Existentializm gibi felsefi akımlar temel oluşturmaktadır.
İdealizm (düşüncecilik), bireyleri sanatın, güzelliğin ve yüksek ideallerin mükemmel dünyasında yaşamak isteyenler olarak görür. Bu felsefi akım, hemşireliğe temel olduğunda insanı spritüel olarak ele alır ve hemşire iş/görev merkezli bir yaklaşım sergiler. Hemşirenin görev ve sorumlulukları: bireyin haklarını savunmaktan, hastayı bütün olarak iyileştirmekten ve hemşirelik bilimini geliştirmekten daha önemlidir.
Realizm (gerçekçilik), Dünya’yı bütün doğa için ortam sağlayan doğal kanunların birleştirilmesi olarak görmektedir. Dış dünya esastır, zihnimiz ise dış dünyadan edindikleri ile anlamlandırmalarda bulunabilir. Aristo’ya göre gerçek mutluluk, bilgelik ve doğru niyetten gelmektedir. Bu felsefi akım, hemşireliğin spritüel ve dini gelişmeler için fedakarlık etmelerine karşı görüş oluşturarak hemşireleri toplumun beklentilerini, hekimlere, okullarına ve hastalarına sadakatle bağlı olarak yerine getirmeye yöneltmiştir.
Pragmatizm (yararcılık), inanç ve fikirlerin pragmatik sonuçlarını, onların değerlerini ve doğruluğunu kararlaştırmak için kullanılan bir felsefi akımdır. Gerçeğin sürekli değiştiğini ve bilginin göreli olduğunu savunur. Pragmatizm’de işlevsellik, verim, yarar önemlidir. Pragmatik değerler, hemşireliği hümanizma ve bütüncü yaklaşıma yöneltmiş, hemşirelikte hümanizmanın ağırlık kazanmasıyla hemşireler bireyi, hemşirelik bakımının etkinliğini ve kalitesini arttırmak amacıyla ele almaya başlamışlardır.
Existentializm (varoluşculuk), özgürlük ve sorumluluk seçimini insana bırakan ve onun varoluşunu özünden önce gören bir felsefi akımdır. Önce insan vardır, sonra da bu insan, doğa ve toplum olaylarına, etkilere, tepkilere girişerek veya bunlara katlanarak kendi kendini yaratır. İnsan organizmasını mükemmel bir bütün olarak ele alarak, hemşirelikte insanın parçalara bölünmemesi gerektiğini ve parçaların bakımıyla amaca ulaşılamayacağını vurgular (Akçin,2005).
Eğitim felsefesi; eğitimin konularındaki inançların anlatımıdır. Bir konuda eğitim bilimlerinin açıklayamadığı yönlerini, o konudaki inançlarla tamamlar. (Başaran, 2007).
Yunanca philosophia, phillia sevgi; sophia bilgi, bilgelik anlamındadır. Felsefe, mitos, din ve şiirden doğmuştur. Zamanla içinde taşıdığı bu unsurlardan arındı; bilimsel ve özgür düşünmenin temellerini atarak gelişmiş ve gerçeği bütünüyle açıklamaya çalışmıştır (Sönmez,2008).
Her bilimsel gelişme, buluş icat, geçerli ve güvenilir bilgi felsefeyi etkiler ve değiştirir. Yeni felsefelerin doğmasına neden olur.
“Felsefe; gerçeğin tümüyle, temellendirmeye dayalı bir bağ kurma süreci ve bunun sonunda elde edilen dirik ürünler olarak betimlenebilir.” (Sönmez, 2004).
Felsefe düşünsel bir bilimdir. Bütün bilimlerin kapsadığı alan üzerinde uslamlama yoluyla gerçekleri aramaya, gerçeklere ilişkin düşünsel önermelere ulaşmaya çalışır (Başaran, 2007).
Felsefe, insanın düşüncesi ve toplumda dahil olmak üzere, evrenin tüm olgularının temeli olan yasaların bilimidir (Velioğlu,1999).
Felsefe, kişisel inanç ve değerlerimizle ilgilenmemize, kim olduğumuzu, var olma nedenimizi ve bir ölçüde nereye gideceğimizi anlamamıza yardımcı olur (Demirel,2007).
Felsefe, doğal ve toplumsal olguların, nesnelerin, varlık, anlam, nelik sorularının eleştirel bir yaklaşımla araştırılmasına ve varılan sonuçların sistemli bir biçimde ortaya konulmasına yönelik düşünsel etkinliklerdir. Doğrunun, iyinin, güzelin ne olduğunu araştırır. İnsan ve evrenine ilişkin geliştirdiği görüşler, nedenler, ilkeler ve amaçlar ile eğitim sürecinin biçimlenmesine yardım eder (Başaran, 2007).
Felsefe, yaşamın her alanında, gerçeğe, bilgiye ve değere ilişkin sorular sorar ve bu sorulara yanıtlar arar. Felsefe varlık sorunu (ontoloji), bilgi sorunu (epistemoloji), değerler sorunu ( aksiyoloji) ve mantık (logike) alanları üzerinde çalışır.
Varlık sorunu (ontoloji); bu kavramı ilk kez ortaya atan Aristoteles, on he on bilimi (var olanı, var olan olarak ele alma) olarak tanımlar. Ontoloji var olanı (to on) bütünsel bir anlayışla inceleyen, onun niteliğini, yasal düzenliliklerini konu alan ve çözümlemeye çalışan bir felsefi disiplindir. Günümüzde ontoloji; gelecekte doğada olabilecekleri, insan tarafından oluşturulabilecekleri de içine alır. “Arkha nedir?”, bu alanın en önemli sorusudur. “Tüm var olanların başlangıcı, ilk özü nedir?” sorusuna yanıt aramaktır.
Eğitim alanında var olan ve var olacak olan maddi ve manevi varlıkların varoluş ilkelerini, gerçekliğini, özünü, temel yapısını, türlerini, biçimlerini ve benzer yönlerini inceler ve bunlara ilişkin görüş bildirir.
Bilgi sorunu (epistemoloji); bilme, özne (suje ile nesne (obje) arasında bir bağ kurma olarak tanımlanabilir. Bu etkinlik sonucu ortaya “bilgi” konur. “Bilgi nedir? Kaynakları var mıdır? Varsa, nelerdir? Gerçek bilinebilir mi? Doğru, yanlış, saçma, belirsiz, olabilir bilgi nedir? Mutlak (kesin) bilgi var mıdır?” vb. sorular ele alınıp incelenir. Eski Yunan’da bilgi, iki türde ele alınmıştır. Birincisi salt bilmeyi, var olanları bilmeyi, kuramsal olarak bilmeyi içerir. Buna theoria denirdi. İkincisi ise, gerçekte birincisinden asla koparılmaması gereken praksis, yani nesnel gerçeğin iş ve üretim sürecini temel alan bilmedir.
Eğitim alanında bilgiye ilişkin inançlar üzerinde çalışır; eğitsel bilginin özgünlüğünü, kapsamını, kaynağını, sınırlarını, doğruluğunu, yanlışlığı irdeler ve gerçek bilginin ne olduğuna ilişkin görüş bildirir.
Değerler sorunu (aksiyoloji); etik ve estetik konularını içerir. Yunanca etkique sözcüğü, genel olarak ahlak anlamına gelir. İnsanın yapı etmenlerini inceler; bu tür davranışların dayandığı ilkeleri ve değerleri araştırır. “Ahlaklı, ahlaksız, iyi, kötü, saygılı, özgürlük, tutsaklık, erdem, mutluluk, güzellik, çirkinlik vb. nedir? Var mıdır? Yok mudur? Değerlerin kaynağı var mıdır? Yok mudur? Gibi soruları yanıtlamaya çalışır.
Eğitsel değerlerin doğruluğu, iyiliği ve güzelliği konularında düşünce üretir.
Mantık (logike); Yunanca karşılığı logike söz ve aynı zamanda akıl ya da akıl yürütme anlamına gelir. “Akıl nedir? Aklın kuralları var mı? Varsa, nelerdir? Bu kurallar doğuştan mıdır? Göreceli ve değişken midir?” gibi soruları ve bunlara verilen yanıtları içerir. Bu sorulara verilen yanıtlar eğitim sistemini etkiler. Eğer doğuştan denirse, öğretmen öğrencinin aklını kullanmasını sağlayacak hedef ve davranışları sınıf ortamına getirir ve dersi ona göre işler. Doğuştan değildir denirse, bu kez öğrencinin her olgu ve olaya göre kurallar bulup, o sorunu çözmesi istenir ( Sönmez,2008; Sönmez ve diğ. 2004;Başaran, 2007).
Felsefe ile eğitim arasındaki ilişkiye bakıldığında;
1- Eğitim sistemi kurulurken öncelik hedeflere verilmelidir.
2- Felsefeden elde edilen ölçütler takımı, eğitim sisteminin iç tutarlılık açısından değerlendirilmesinde kullanılabilir.
3- Eğitimin nesnesi (objesi) ve felsefenin konusu insandır. İnsanı birçok düşünür, bilim farklı tanımlamıştır. İnsan, biyo-kültürel ve sosyal bir varlıktır. İnsanın 23 kromozomdan oluşan canlı bir varlık olduğu; ancak insanı biyolojik bir varlık olarak diğer canlılardan ayıran en önemli nedenin ise düşünebilme yeteneğine sahip olmasından kaynaklandığı vurgulanmaktadır. İnsan doğa ile etkileşerek kültür boyutunu geliştirmektedir. Sosyal boyutu da insanın diğer insanlarla etkileşimi sonucu toplumsallaşması süreciyle başlar. İnsan kültürel ve toplumsal çevresiyle etkileşim süreci içine girerek yeni davranışlar kazanır (Demirel,2008). Türk Dil Kurumu insanı, İki ayağı üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünce yeteneği olan en gelişmiş canlı olarak tanımlamıştır
4- Hedeflere yeni hedefler katmada felsefe etkili ve verimli bir şekilde işe koşulabilir.
5- Eğitim sisteminin savunduğu felsefeyle öğretmen, yönetici ve hizmetlilerin felsefeleri birbirlerine ters düşmemelidir.
6- Eğitimdeki felsefe, ekonomik, politik ve toplumsal sistemlerin felsefesiyle aynı olmalıdır.
7- Felsefe bir açıdan insanın yaşama bakış açsını belirler.
8- Kazandırılacak hedef davranışların dayandığı felsefe ile eğitim durumunda kullanılan etkinlikler ve akıl yürütme yolları birbirini desteklemelidir.
9- Sınama durumlarının düzenlenmesi ve denetlenmesinde, temele hangi felsefe almışsa, sorular ona göre düzenlenmelidir.
10- Eğitim sistemini denetlemede felsefeden yararlanılmalıdır.
11- Eğitim disiplinler arası bir bilimdir. Disiplinlerin bilgi ve yöntemleri arasındaki bütünlüğü felsefe sağlar.
12- Eğitim yoluyla insanlara bilimsel, sanatsal, felsefi alanlarda istendik davranışlar kazandırılabilir. Felsefi çalışmalarda mantıklı davranmak kişiye öğretilebilir; çünkü her felsefenin dayandığı en azından bir mantık vardır. Eğitim, felsefenin bir uygulama alanıdır. Eğitim, yeni felsefelerin doğmasına neden olabilir (Sönmez, 2004).
Eğitimde “kime, neyi, nasıl, ne zaman, niçin, nerede verileceği” gündeme gelince, felsefe devreye girer. Nelerin, niçin kazandırılacağı hedef davranışlarla ilgilidir. Nasıl, ne zaman, nerede kazandırılacağı eğitim durumlarının kapsamı içindedir. Kimin kazanıp kazanmadığı ve ne derece kazandığı ise, sınama durumunu ilgilendirir. Eğitim de genelde bu üç öğeyi içerir.
Eğitimin, uzak ve yakın amaçlarına ulaşılması doğrudan doğruya öğretmenin hedeflerine dayanır. Hedefler, eğitimin amacına ulaşmak için gerekli ve önemli ders konuları, öğrenci faaliyetleri ve öğretim yöntemlerini seçmede rehber olarak hizmet ederler (Heidgerken,bt).
Hedef (kazanım) genel anlamıyla varılmak istenen nokta olarak tanımlanabilir. Eğitimde hedef ise, kişide gözlenmesi kararlaştırılan istendik özellikler olarak ele alınabilir (Sönmez,2007). Hedeflerin aşamalı sınıflaması üç alanda yapılmaktadır. Bunlar; bilişsel alan (cognitive domain), zihinsel öğrenmelerin çoğunlukla olduğu ve zihinsel yetilerin geliştirildiği alandır. Duyuşsal alan (affective domain) sevgi, korku, nefret, ilgi, tutum ve güdülünmişlik gibi duygusal yönlerin baskın olduğu alandır. Devinişsel alan (psychomotor domain) zihin ve kas koordinasyonunu gerektiren becerilerin baskın olduğu alandır (Demirel,2007).
Profesyonel hemşirelik uygulamaları, kültürel ve mesleki bilgi, klinik ve kavramsal beceri ve bireyin değerler sistemi üzerine temellenir (Velioğlu, 1994). Hemşirelik eğitiminin amacı kişi ve toplumun bakım ihtiyaçlarında görev ve sorumluluğu yüklenecek hemşireyi yetiştirmektir.
İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu’nun felsefesi; sağlık ekibinin diğer üyeleri ile işbirliğini öngören, aile, toplum ve bireye bütüncül bir yaklaşım sunmada temel oluşturan inanç ve ilkeler üzerine odaklanmaktadır.
Yüksekokulun misyonu; nitelikli lisans ve lisansüstü eğitim programları ile ülkenin sağlık bakımı gereksinimlerini çağdaş yaklaşımlar doğrultusunda değerlendirebilen araştırıcı, eğitimci, uygulayıcı, yönetici ve lider hemşireler yetiştirmektir (http://www.istanbul.edu.tr/yuksekokullar/floren/, 28.01.2009).
Dünya Sağlık Örgütü 1950’lerde hemşirelerin kurumsal, yerel, uluslararası ve ulusal düzeyde sağlık planlamasına katılmalarını önermiştir. Tüm ülkelerde hemşirelerin sağlık politikalarına daha aktif katılmaları ve toplum düzeyinde sağlık bakımını desteklemelerine ivedilikle gereksinim vardır. Ulusal ve uluslararası hemşirelik örgütleri, hemşire liderleri bu yönde harekete geçirmek için çalışmaktadırlar.
Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi Hemşirelik Daire Başkanlığınca 1972 – 1982 yılları seçilen 10 Avrupa ülkesinde “İnsanların Hemşirelik Hizmetleriyle Karşılanabilecek Gereksinimleri” konulu bir uluslararası çalışma yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı, insan gereksinimlerini tanımlama, hedefleri belirleme ve gereksinimleri karşılamak için yapılan hemşirelik müdahalelerini ve bunların sonuçlarını ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın temel hedefinin yanı sıra diğer bir husus da hemşirelerin bilgilerinin arttırılması hemşireliğin bir disiplin olarak gelişmesinin teşviki ve hemşirelik süreci sistemini Avrupa ülkelerinde benzer biçimde öğretilmesi ve uygulamaya konmasıdır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün, 1978 yılında yayımladığı Alma-Ata Deklarasyonu’ndan bu yana sağlığın iyileştirilmesinde hemşire ve ebelerin katkısının önemi vurgulanmaktadır.
Alma-Ata Deklarasyonu’nda öz sorumluluk (öz bakım, öz ilaç tedavisi), bireyin eğitilerek, kendi sağlığı için gerekli olan eylemlere doğrudan katılımını öngörürken, sağlığını sürdürebilmesine imkân verebilecek sisteme, bireyin kendisinin harcama yaparak katılımını esas almaktadır (Özkan,2003).
Dünya Sağlık Örgütü’nün 1981 yılındaki Cenevre toplantısında; hemşirelerin, toplumun sağlıklı ve üretken bir yaşam sürmelerini sağlamak için sağlık sisteminde etkin rol almaları konusunda görüş birliğine varmışlar ve bu doğrultuda yapılması gerekenleri şöyle sıralamışlardır;
— Hemşirelik eğitimi ve uygulamaları olabildiğince hızlı, temel sağlık hizmetleri yaklaşımı doğrultusunda yönlendirilmelidir.
—Hemşirelik hizmetleri, toplumun öncelikli gereksinimlerini giderecek biçime dönüştürülmelidir.
— Bireyler, aileler ve toplum kendi sağlıkları ile ilgili gereksinimleri belirleme ve karşılama çalışmalarına aktif katılmalıdır.
— Hemşireler temel sağlık hizmetlerinin, toplumun tüm bireyleri tarafından bilinir, kabullenilir ve yararlanılabilir duruma getirilmesini sağlayacak bir örnek sergilemelidir.
— Hemşireler sağlıkla ilgili politikaları saptamada etkin rol almalıdırlar.
— Hemşireler toplumun sağlıkla ilgili gereksinimini karşılamak için, hemşireliğin insan gücü olarak dengeli dağılım ve bu güçten gerektiği biçimde yararlanılmasını sağlamak için gerekenleri yapmalıdırlar.
— Hemşireler ekip çalışmasıyla, toplum sağlığı hizmetlerinin koordinasyonu, entegrasyonu ve yoğunlaştırılması etkinliklerine hız kazandırmalıdırlar.
— Hemşireler, hemşirelik uygulamalarını ve eğitimini güçlendirmek için araştırmalar yapmalıdırlar.
Viyana’da 1988 yılında yapılan Avrupa Hemşirelik Konferansı’nda, hemşirelerin değişen sağlık gündemi doğrultusunda etkili olabilmeleri için eğitim ve uygulamalarının yeniden yapılandırılması ve düzenlenmesi konusunda karar alınmıştır. Ülkemizin de katıldığı, İkinci Avrupa Hemşirelik ve Ebelik Konferansı’nda yayımlanan Münih Deklarasyonunda, hemşirelik eğitiminin lisans ve lisansüstü programlarda yürütülmesi, uygulamaların kanıta ve bilgiye dayalı olması için araştırmaların desteklenmesi, sağlığı geliştirme hizmetlerinde yer almak üzere rollerin genişletilmesi kararları alınmıştır (Kocaman,2003).
Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan yükseköğretim sistemleri için öngörülen yapısal değişikliğin niteliği ile kapsamının belirlenmesi amacıyla atılan ilk adım Sorbon Deklarasyonu, Alman, Fransız, İngiliz ve İtalyan Eğitim Bakanları tarafından 25 Mayıs 1998 tarihinde imzalanmıştır (Aktan, 2007).
Sorbon’da başlatılan girişimden bir yıl sonra 19 Haziran 1999’da 31 Avrupa ülkesi Bolonya Deklarasyonu’nu yayınlamışlardır. Avrupa Yüksek Eğitim Alanı’nın oluşturulması yönündeki kararlılık ve ciddi çalışmalar Bolonya’da yapılan toplantı sonrasında ortaya çıkmıştır (Aktan, 2007).
Bolonya süreci ile Avrupa Yüksek Öğretim Alanı’nda aşağıdaki alanlarda yüksek öğretim sistemlerinin harmonizasyonu ve yakınlaştırılması hedeflenmiştir:
—İki aşamalı bir yükseköğretim sisteminin benimsenmesi ve uygulanması,
—Karşılaştırılabilir (denkliği kabul edilebilir) mezuniyet sistemlerinin oluşturulması,
—Akademik (öğrenci ve öğretim elemanları) hareketliliğin teşvik edilmesi,
—Üye ülkelerin tümünün benimsediği bir kredi sisteminin oluşturulması ve gerektiğinde kredi transfer sistemi ile bir başka ülkede yükseköğretimin tamamlanabilmesi,
—Yükseköğretim kurumlarından mezuniyet durumunda, tüm üye ülkelerde kabul gören bir diploma ekinin verilmesi,
—Kalite güvence sistemlerinin oluşturulması,
—Yaşam boyu öğrenmenin benimsenmesi ve yaygınlaştırılması,
—Üniversitelerin küresel ölçekte rekabet gücünün arttırılması (Aktan, 2007).
2000 yılı Mart ayında Lizbon’da düzenlenen Avrupa Konseyi toplantısında, 10 yıllık bir strateji belirlemişlerdir. Bu stratejinin temel unsurlarından olan yaşam boyu öğrenim, yalnızca rekabet ve çalışma alanları için değil, sosyal dışlanmayı önleme, aktif vatandaşlık ve kişisel gelişim gibi alanlar için de oldukça büyük önem taşımaktadır. Yaşam boyu öğrenme, çocukluktan emekliliğe kadar sürekli öğrenmeyi ifade eden bir kavramdır (Aktan,2007).
Avrupa Komisyonu’nun 21 Kasım 2001 tarihinde kabul ettiği Avrupa Yaşam Boyu Öğrenim Alanı’nı Gerçekleştirme başlığını taşıyan bir tebliğinde yaşam boyu öğrenim, eğitim politikasının geliştirilmesinde kılavuz ilke olarak belirlenmiştir (Aktan,2007).
2002 yılında Barselona’da toplanan Avrupa Konseyi, “2010 yılına kadar Avrupa’yı eğitim ve öğretim sistemleri bakımından dünyanın lideri haline getirmek” biçiminde bir hedef ortaya koymuş. Sistemleri uyumlaştırmak, işbirliğini ve kaliteyi yükseltmek, Birliğe üye ülkelerin vatandaşlarının eğitim amacı ile dolaşımlarına olanak sağlamak ve yaşam boyu öğrenme fırsatına ulaştırmak gibi hedefler saptamıştır (Gedikoğlu, 2005).
Dünyadaki gelişmeler ve değişmeler eğitimde yeni yaklaşımları ve anlayışları beraberinde getirmektedir. Küreselleşen bir dünya ve gelişmiş, gelişmekte olan iletişim yolları ile bilgi alış verişi içerisinde olan bir dünya eğitim sistemlerinde yeni yaklaşımlar getirmiştir.
21. yüzyıl yükseköğretim sistemi bilgi ve iletişim teknolojilerine bağlı olarak şekillenmektedir ve “öğretim” yerine “öğrenme” kavramı ön plana geçmektedir. Geleneksel eğitim sisteminde eğitici, pasif durumda olan öğrenciye bilgi aktarmaya çalışmaktadır. Günümüz bilgi toplumunda eğitim yönetiminde probleme dayalı öğrenim (aktif eğitim) büyük ölçüde bilgi ve iletişim teknolojileri yardımıyla yürütülmektedir (Aktan, 2007).
Küreselleşme, dünya ölçeğinde ekonomik, siyasal ve kültürel bütünleşme, fikirlerin, görüşlerin, pratiklerin, teknolojilerin küresel düzeyde kullanılması, sermaye dolaşımının evrenselleşmesi, ulus-devlet sınırlarını aşan yeni ilişki ve etkileşim biçimlerinin ortaya çıkması, mekanların yakınlaşması, dünyanın küçülmesi, sınırsız rekabet, serbest dolaşım, pazarın dünya ölçeğinde büyümesi ve ulusal sınırların dışına çıkması, kısaca dünyanın tek pazar haline gelmesidir (Balay,2004).
Küreselleşme; ekonomik olarak bir pazar haline gelmiş olan dünyayı, bilgi ve iletişim teknolojilerini, popüler kültürü ve benzeri gelişmeleri akla getirmekte hayatın her alanını etkilemektedir.
Toplum yapısında meydana gelen gelişmeler; nüfusun farklılaşması, ekonomik dönüşüm, aile biçimleri ve yaşam tarzlarının değişmesi küreselleşmenin yol açtığı önemli değişim konularından sadece bazılarıdır (Balay,2004).
Bilişim teknolojilerinin ucuzlaması ve yaygınlaşması bilgi akışını hızlandırmış, zaman, mekan ve mesafe algılamalarını değiştirmiş, kültürleşme sürecine ivme kazandırarak küresel değerlerin oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Küreselleşmenin olumlu yanı olarak, insanlar arasında yeni ve ortak yaşam biçimleri belirmeye başlamış, ortak eğitim politikaları yoluyla ülke vatandaşları arasında ortak kavrayış ve anlayışlar gelişmiştir.
Küreselleşmenin olumsuz yanı olarak, dünyada eğitim sürecine katılan insanların sayısı giderek artmaktadır. Her kademedeki eğitim kurumları teknolojik imkanları kullanarak insanların bilgi ve beceri düzeylerini yükseltmektedir. Buna karşılık eğitimden yararlanmayanların sayısında bir azalma değil, artma olduğu ileri sürülmüştür (Balay,2004).
Geleceğin çalışanlarından sadece iş değil, sosyal yaşama ilişkin sorumluluklar bakımından da ciddi beklentiler olacağından okullar, mesleki ve teknik eğitimin yanı sıra, moral ve etik eğitime de yer vermek durumundadır.
Üniversitelerde değişimi zorlayan güçlerden birisi de sürekli gelişen yeni teknolojidir. Teknolojik gelişmeler üniversite çalışanlarının araştırma sürecini hızlandırmıştır. Üniversiteler bilgi teknolojilerini kullanarak öğrencilere maliyet-etkili eğitim sunarken, yüksek nitelik ve esnekliğe ulaşma olanaklarını yakalamışlardır. Bilgi, internet aracılığıyla, çok daha geniş bir kitleye aynı anda ve ucuz bir biçimde ulaştırılabilmektedir (Yılmaz ve Horzum,2005).
Dünyadaki tüm değişimler ve politik gelişmeler ülkemizdeki hemşirelik eğitimini de etkilemiştir. Sağlık bakım sistemi ve politikalarındaki değişiklikler, teknolojik gelişmeler (bilgisayarın günlük yaşamımıza ve hastane uygulamalarının her alanına girmesi gibi), demografik özelliklerin değişmesi (dünya nüfusunun çok hızlı artması, kronik hastalıkların artması gibi) ve bilimsel gelişmeler hemşirelik eğitimini etkilemektedir (Kaya,2003).
Ülkemizin ilk ulusal hemşirelik okulu, Kızılay Hemşirelik Okulu 1925 yılında eğitime başlamıştır.
Sağlık Bakanlığı, kendi tedavi kurumlarında hemşirelik gereksinimini karşılamak için ilk hemşirelik okulunu 1946 yılında açmıştır. Hemşirelik okulları liseye eş değer olduktan sonra, bu okullarda meslek derslerine de yer verilmiştir. Kurulan sağlık meslek liselerinin eğitici gereksinimini karşılamak üzere 1961 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü açılmıştır.
Hemşire ihtiyacını karşılamak amacı ile 6283 sayılı Hemşirelik Kanunu’na dayanılarak 1957 yılında ilkokula dayalı hemşire yardımcısı kursları açılmıştır.
1955 yılında, Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, ülkemizde üniversite düzeyinde açılan ilk yüksekokuldur. Daha sonra 1961 yılında Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu İstanbul’da Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu açılmıştır (Yürügen,2005).
Sağlık Meslek Liseleri Yönetmeliği’nin 168. maddesi değişikliği paralelinde ilk defa 1986 yılında liseden sonra 2 öğretim yılı devam eden tamamlama programları başlamıştır.
Sağlık Bakanlığı’nın 1992 yılında gerçekleştirdiği 1. Ulusal Sağlık Kongresi’nde belirlenen hedefler doğrultusunda “sağlık eğitimini yeniden yapılandırma projesi” başlatılmış, ülkemizin gereksindiği hemşire ve ebe eğitiminin üniversitelerde yapılmasına karar verilmiştir.
5634 Sayılı 25.04.2007 tarihinde kabul edilen “Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 1. maddesine göre; hemşirelik eğitimi lisans düzeyine yükseltilmiştir.
(http://www.saglik.gov.tr/ESAGLIK/MevzuatGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EFFBC7CF4E89607860, 03.11.2008).
Mevcut anabilim dalları, hemşire olarak çalışan öğrenci adaylarının gereksinimlerini karşılayamamaktadır. Temel hemşirelik eğitiminde, özel bakım alanlarında bakım verme yeterliliği kazandırılamadığı için bazı klinik/uygulama alanlarında yüksek lisans eğitimine talep artmaktadır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu’nun onkoloji hemşireliği ile acil ve yoğun bakım hemşireliği alanlarında da bilim uzmanlığı programları vardır (Kocaman, 2003).
Ülkemizde hemşirelikte lisansüstü eğitim, 1968 yılında hemşirelikte bilim uzmanlığı programlarının açılması ile başlamıştır. Sağlık yüksekokullarının sayısındaki artış paralelinde hemşirelik yüksek lisans programları da son yıllarda artmıştır.